
1. Giriş
31 Temmuz 2026 tarihli ve 33326 sayılı Resmî Gazete ’de yayımlanan 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (“Kanun”), kamuoyunda “12. Yargı Paketi” olarak anılmaktadır.
Kanun ile başta 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (“HMK”), 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (“İYUK”), 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (“CMK”), 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (“TBK”) ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (“İİK”) olmak üzere toplam on üç kanunda değişiklik yapılmıştır.
Kanun’un bazı hükümleri 31 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe girerken bazı hükümleri için özel yürürlük tarihleri ve geçiş düzenlemeleri öngörülmüştür. Bu nedenle değişikliklerin yalnızca içeriğinin değil, devam eden veya yeni açılacak dava ve takipler bakımından hangi tarihten itibaren uygulanacağının da ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.
Kanun ile getirilen öne çıkan değişiklikler aşağıdaki şekilde özetlenebilir:
- Belirsiz alacak davasını düzenleyen HMK’nın 107. maddesi yürürlükten kaldırılmış; buna karşılık kısmi davalarda talebin tahkikatın sona ermesine kadar bir defaya mahsus olmak üzere artırılmasına ve artırılan kısım bakımından zamanaşımının dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılmasına imkân tanınmıştır.
- Sözleşmeyle belirlenmemiş kanuni faiz oranı, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranına bağlı, dönemsel olarak güncellenebilen bir hesaplama yöntemine bağlanmıştır.
- Çalışma gücü kaybı ve destekten yoksun kalma tazminatlarında, kazancın bilindiği ve bilinemediği dönemler için farklı faiz başlangıç tarihleri kabul edilmiş; tahkikat öncesinde yapılan ödemelerin oransal olarak mahsup edilmesi öngörülmüştür.
- Hukuk yargılamasında davaların birleştirilmesine ilişkin kararlara karşı kanun yolu yeniden düzenlenmiş; bölge adliye mahkemelerinin yeniden esas hakkında verdiği kararların temyiz edilebilirliği bakımından yeni parasal ölçütler getirilmiştir.
- İdari yargıda tek hâkimle görülecek davaların kapsamı genişletilmiş, parasal sınır 486.000 Türk lirasına yükseltilmiş ve bölge idare mahkemelerinin istinaf incelemesi sonucunda dosyayı ilk derece mahkemesine gönderebileceği hâller sınırlandırılmıştır. Ayrıca bölge idare mahkemesinin ilk derece kararını kaldırarak yeniden verdiği bazı kararlar temyize açılmıştır.
- Miras yoluyla edinilmiş ve üçüncü kişilerin mülkiyet hakkının bulunmadığı taşınmazların ortaklığın satış yoluyla giderilmesinde ilk artırmanın yalnızca malik mirasçılar arasında yapılması öngörülmüş; elektronik satışlarda teminat, teklif eşikleri ve ihale bedelinin süresinde ödenmemesine ilişkin yaptırımlar yeniden düzenlenmiştir.
- Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu yeniden düzenlenerek HAGB kararlarına karşı istinaf ve belirli hâllerde temyiz yolu öngörülmüş; dolandırıcılık suçuna iştiraki belirli ödeme araçları veya hesap bilgilerinin verilmesiyle sınırlı olan kişiler bakımından ceza indirimi kabul edilmiştir.
- Kanun ayrıca duruşmalar arasındaki sürenin sınırlandırılması, noterlik evrakının elektronik ortamda gönderilmesi, vesayet altındaki kişilere ait malların elektronik satış yoluyla satılması ve biyolojik inceleme verilerinin saklanması ve imhası gibi farklı alanlarda da düzenlemeler içermektedir.
2. Öne Çıkan Değişiklikler
1. Belirsiz Alacak Davasının Kaldırılması (HMK m.107):
Davanın açıldığı tarihte alacağın miktar veya değerinin davacıdan beklenemeyecek ölçüde belirlenemediği ya da belirlenmesinin imkânsız olduğu durumlarda, davacının asgari bir miktar veya değer belirterek dava açmasına imkân sağlayan ve uygulamada oldukça sık karşılaşılan belirsiz alacak davasını düzenleyen HMK’nın 107. maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.
Yeni düzenleme sonucunda, Kanun’un yürürlüğe girmesiyle birlikte açılacak davalarda HMK’nın 107. maddesine dayalı olarak belirsiz alacak davası açılamayacaktır.
Bununla birlikte Kanun’un geçici 1. maddesinin onuncu fıkrası uyarınca, yürürlükten kaldırılan HMK’nın 107. maddesi, yürürlükten kaldırılma tarihinden önce açılmış davalar bakımından uygulanmaya devam edecektir. Dolayısıyla 31 Temmuz 2026 tarihinden önce açılmış belirsiz alacak davalarının hukuki niteliği değişmeyecek ve bu davalar önceki düzenleme uyarınca yürütülecektir.
2. Kısmi Davada Talep Sonucunun Artırılması (HMK m.109)
Belirsiz alacak davasının hukuk sistemimizden çıkarılmasıyla birlikte ayrıca kısmi davayı düzenleyen HMK’nın 109. maddesine eklenen dördüncü fıkra ile kısmi dava bakımından da önemli bir değişiklik yapılmıştır.
Eklenen ilgili hüküm aynen;
“(4) Alacağın sadece bir kısmının dava edildiği durumlarda talep konusu, aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilir. Bu durumda zamanaşımı, artırılan kısım bakımından da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır.”
şeklindedir.
Yeni düzenleme uyarınca, alacağın yalnızca bir kısmının dava konusu edildiği hâllerde talep miktarı, aynı dava içinde ve bir defaya mahsus olmak üzere, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilecektir.
Düzenlemenin öne çıkan sonuçlarından biri, artırılan kısım yönünden zamanaşımının da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılacak olmasıdır. Bu yönüyle düzenlemenin, belirsiz alacak davasının özellikle zamanaşımı bakımından sağladığı korumayı kısmi dava mekanizması içerisinde belirli ölçüde sürdürülmesinin amaçlandığı söylenebilir.
Böylece, alacağın tamamının dava açıldığı tarihte belirlenemediği veya davacının başlangıçta alacağının yalnızca bir bölümünü dava konusu etmeyi tercih ettiği durumlarda, kısmi dava açılması ve talebin tahkikat sürecinde, ıslah hakkını tüketmeksizin, artırılması mümkün hâle gelmiştir.
3. Kanuni Faiz Oranının Belirlenme Yönteminin Değiştirilmesi
3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un 1. maddesi değiştirilerek, sözleşmeyle belirlenmemiş kanuni faiz oranının hesaplanmasında yeni bir yöntem benimsenmiştir.
Değiştirilen hüküm aynen;
“11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ile 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme yıllık, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranının yüzde sekseni üzerinden yapılır. Söz konusu reeskont oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan reeskont oranından beş puan veya daha çok farklı ise, yılın ikinci yarısında 30 Haziran günü belirlenen oranın yüzde sekseni geçerli olur.”
şeklindedir.
Yeni düzenleme uyarınca, Türk Borçlar Kanunu veya Türk Ticaret Kanunu kapsamında faiz ödenmesi gereken ancak faiz oranının sözleşmeyle kararlaştırılmadığı hâllerde uygulanacak kanuni faiz oranı, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranına bağlı olarak belirlenecektir.
Takvim yılının ilk yarısında, önceki yılın 31 Aralık tarihinde geçerli olan reeskont oranının yüzde sekseni uygulanacaktır. Bununla birlikte, 30 Haziran tarihindeki reeskont oranı ile önceki yılın 31 Aralık tarihindeki oran arasında beş puan veya daha fazla fark bulunması hâlinde, yılın ikinci yarısında 30 Haziran tarihinde geçerli olan reeskont oranının yüzde sekseni esas alınacaktır.
Böylece kanuni faiz oranının tek bir oran üzerinden uygulanması yerine, piyasa koşullarına bağlı olarak belirlenen ve gerektiğinde yılın ikinci yarısında güncellenebilen bir hesaplama yöntemine geçilmiştir.
Düzenlemenin gerekçesinde, Anayasa Mahkemesi’nin 22 Temmuz 2025 tarihli ve E.2024/24, K.2025/164 sayılı iptal kararına işaret edilmiştir. Anayasa Mahkemesi, borcun geç ödenmesi nedeniyle paranın değerinde meydana gelen kaybı telafi edecek etkili bir mekanizmanın bulunmamasını mülkiyet hakkı bakımından sorunlu görmüştür. Yeni sistemle, alacaklının alacağının değerinin korunması ile borçlunun menfaatleri arasında daha adil bir dengenin kurulması amaçlanmaktadır. (Anayasa Mahkemesi’nin 22 Temmuz 2025 tarihli ve E.2024/24, K.2025/164 Sayılı Kararı)
Değişiklik, özellikle ticari alacaklar, tazminat talepleri, icra takipleri, dava karşılıkları ve sulh hesaplamaları bakımından önem taşımaktadır. Uygulamada, ilgili yılın 31 Aralık ve 30 Haziran tarihlerindeki reeskont oranlarının takip edilmesi ve alacak hesaplarının yıl içinde değişebilecek kanuni faiz oranına göre güncellenmesi gerekecektir.
Düzenleme 31 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe girmiştir
4. Davaların Birleştirilmesi ve Ayrılmasında Kanun Yolu (HMK m. 166,168)
HMK’nın “Davaların birleştirilmesi” başlıklı 166. Maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yapılan değişiklik aynen;
“İlk davanın açıldığı mahkeme birleştirme kararının kesinleşmesinden itibaren bununla bağlıdır.”
Şeklindedir.
Değişiklikten önceki düzenlemede, birleştirme kararının ikinci davanın açıldığı mahkeme tarafından verileceği ve bu kararın diğer mahkemeyi bağlayacağı öngörülmekteydi. Buna karşılık, HMK’nın 168. maddesi uyarınca ilk derece mahkemelerince verilen birleştirme kararlarına karşı ancak esas hükümle birlikte kanun yoluna başvurulabilmekteydi. Dolayısıyla ilk davanın açıldığı mahkeme, henüz kanun yolu denetiminden geçmemiş birleştirme kararıyla derhâl bağlı hâle geliyor; birleştirme koşullarının bulunmadığı iddiasının yargılamanın devamı sırasında etkili biçimde incelenmesi mümkün olmuyordu.
Anayasa Mahkemesi, bu sistemin hukuka aykırı birleştirme kararının ortadan kaldırılmasını sağlayacak etkili ve yeterli bir güvence içermediğini ve birleştirme kararıyla davaya bakacak mahkemenin geri dönülmesi güç biçimde değişebildiğini belirterek, eski düzenlemede yer alan “ve bu karar, diğer mahkemeyi bağlar” ibaresini kanuni hâkim güvencesine aykırı bularak iptal etmiştir. (Anayasa Mahkemesinin 17/6/2025 Tarihli ve E: 2024/237, K: 2025/137 Sayılı Kararı)
Bu doğrultuda, HMK’nın birleştirme ve ayırma kararlarına karşı başvurulabilecek kanun yollarını düzenleyen 168. maddesi de yeniden kaleme alınmış ve aşağıdaki hüküm getirilmiştir:
“(1) Aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde görülmekte olan davalar yönünden verilen birleştirme kararına karşı sadece istinaf yoluna başvurulabilir.
(2) İlk derece mahkemelerince verilen ayırma kararlarına karşı istinaf yoluna; bölge adliye mahkemelerinin birleştirme ve ayırma kararları hakkında ise temyiz yoluna, ancak hükümle birlikte gidilebilir. Şu kadar ki, bu husus tek başına, bölge adliye mahkemesinde hükmün kaldırılarak esastan incelenme; Yargıtayda ise bozma sebebi teşkil etmez.”
Yeni sistemde, aynı yargı çevresindeki aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemeleri tarafından verilen birleştirme kararlarına karşı esas hüküm beklenmeksizin istinaf yoluna başvurulabilecektir. İlk davanın açıldığı mahkeme ise ancak birleştirme kararının kesinleşmesinden sonra bu kararla bağlı olacaktır.
Böylece, birleştirme kararının davaya bakacak mahkeme üzerindeki etkisini doğurmadan önce kanun yolu denetimine tabi tutulması sağlanmaktadır.
5. Bölge Adliye Mahkemesi Kararlarında Temyiz Sınırı (HMK m.362):
Bölge adliye mahkemesinin istinaf başvurusunu kısmen veya tamamen kabul ederek yeniden esas hakkında karar vermesi hâlinde, kabul veya reddedilen kısmın miktar veya değeri HMK m.341’de düzenlenen istinaf parasal sınırını aşıyorsa karar kural olarak temyiz edilebilmektedir.
Bununla birlikte iki istisna öngörülmüştür:
- Bölge adliye mahkemesinin yeniden verdiği karar genel temyiz sınırının altında kalıyor ve bu karar ile ilk derece mahkemesi kararı arasındaki fark istinaf parasal sınırını aşmıyorsa temyiz yoluna başvurulamayacaktır.
- Genel temyiz sınırının altında kalan ve yalnızca yargılama gideri veya vekâlet ücretine ilişkin olan kararlar temyiz edilemeyecektir.
Düzenleme sonucunda temyiz edilebilirlik değerlendirmesinde yalnızca uyuşmazlığın toplam değeri değil, bölge adliye mahkemesinin yeniden kurduğu hükmün kapsamı ve ilk derece mahkemesi kararıyla arasındaki parasal fark da önem taşıyacaktır.
6. Çalışma Gücü Kaybı ve Destekten Yoksun Kalma Tazminatlarında Faiz ve Mahsup
Çalışma gücünün azalması veya yitirilmesi ile destekten yoksun kalma zararlarında uygulanacak faiz başlangıç tarihi, kazancın bilindiği ve bilinemediği dönemler bakımından ayrıştırılmıştır.
Zarar görenin veya desteğin kazancının bilindiği döneme ilişkin hesaplanan tazminata, haksız fiilin veya zarar doğuran olayın meydana geldiği tarihten itibaren kanuni faiz uygulanacaktır.
Kazancın bilinemediği döneme ilişkin tazminata ise karar tarihinden itibaren kanuni faiz işletilecektir. Bu kapsamda, gelecekte elde edileceği varsayılan kazançlar üzerinden hesaplanan tazminat bölümü bakımından faiz başlangıç tarihi artık olay tarihi değil, karar tarihi olacaktır.
Ayrıca tahkikat başlayıncaya kadar ifa amacıyla yapılan ödemelerin mahsup yöntemi de düzenlenmiştir. Yapılan ödeme, nominal tutarı üzerinden doğrudan nihai tazminattan düşülmeyecek; ödeme tarihinde hesaplanan tazminatın ne kadarını karşıladığı belirlenerek oransal olarak mahsup edilecektir.
Yeni hükümler yalnızca 31 Temmuz 2026 tarihinden sonra meydana gelen haksız fiiller veya zarar doğuran olaylar hakkında uygulanacaktır.
Değişiklik; iş kazaları, trafik kazaları, tıbbi uygulamalardan doğan zararlar ve diğer bedensel zarar uyuşmazlıklarında tazminat ve faiz hesaplamalarını doğrudan etkileyebilecektir. Özellikle sigorta şirketlerinin, işverenlerin ve geniş tazminat dosyası portföyü bulunan şirketlerin karşılık ve hesaplama yöntemlerini gözden geçirmeleri uygun olacaktır.
7. Elektronik Satışlarda Teminat, Teklif Eşiği ve İhale Bedelinin Ödenmemesinin Sonuçları
Kanun ile İİK’nın elektronik ortamda açık artırma suretiyle satışı düzenleyen 114. maddesinde önemli değişiklikler yapılmıştır. Düzenlemeler; miras yoluyla edinilen taşınmazların ortaklığın satış yoluyla giderilmesini, artırmaya katılım için gösterilecek teminatı, teklif eşiklerini ve ihale bedelinin süresinde yatırılmamasının sonuçlarını kapsamaktadır.
Miras yoluyla edinilen ve mirasçılar dışında üçüncü kişilerin mülkiyet hakkının bulunmadığı taşınmazların ortaklığın satış yoluyla giderilmesinde, ilk artırma yalnızca malik mirasçılar arasında yapılacaktır. Bu usul bir defaya mahsus uygulanacak; ilk artırmada satış gerçekleşmezse ikinci artırma genel hükümlere göre herkese açık olarak gerçekleştirilecektir.
Mirasçılar arasında yapılacak ilk artırmada teklifin, taşınmazın muhammen kıymetinin tamamı ile rüçhanlı alacakların toplamından yüksek olan tutarı ve satış masraflarını aşması gerekecektir. İkinci artırmada ise genel teklif eşiği olan muhammen kıymetin yüzde ellisi uygulanacaktır.
Satış isteyen alacaklı, alacağının teminatı karşıladığı ölçüde ayrıca teminat göstermek zorunda olmayacak; Hazine teminattan muaf tutulacaktır. Buna karşılık, ortaklığın giderilmesi satışlarında pay sahiplerine tanınan pay oranındaki teminat muafiyeti kaldırılmıştır.
İhale bedelini süresinde yatırmayan alıcının teminatı iade edilmeyecek, satış masrafları bu teminattan karşılanacak ve ayrıca alıcıya teklif bedelinin yüzde beşi oranında idari para cezası uygulanacaktır. Değişiklikler, 31 Temmuz 2026 tarihinden önce ilan edilmiş açık artırmalar hakkında uygulanmayacaktır.
8. Duruşmalar Arası Sürenin Sınırlandırılması (HMK m.147)
HMK’nın 147. maddesine eklenen düzenleme uyarınca, duruşmalar arasındaki süre kural olarak üç aydan uzun olamayacaktır.
Bununla birlikte; bilirkişi incelemesinin uzaması, istinabe yoluyla tahkikat işlemlerinin yürütülmesi veya işin niteliğinden kaynaklanan başka bir zorunluluğun bulunması hallerinde hâkim, gerekçesini belirtmek suretiyle daha uzun bir süre belirleyebilecektir.
Düzenleme ile yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmasının ve duruşmaların daha yakın tarihlerde gerçekleştirilmesinin amaçlandığı belirtilmiştir. Bununla birlikte, üç aylık sürenin aşılması hâlinde bu durumun tek başına hangi usulî sonucu doğuracağına ilişkin ayrıca bir yaptırım öngörülmemiştir.
3. Diğer Değişiklikler
1. İdari Yargıda Temyiz Yolu Daraltılması (İYUK m.46)
Bölge idare mahkemelerinin yeniden verdiği kararlar kural olarak temyize açılmıştır; ancak tek hâkimli, düşük tutarlı, bazı özel kanun kapsamındaki ve yalnızca yargılama giderine ilişkin kararlar hariç tutulmuştur. Amaç, Anayasa Mahkemesi kararına uyarak temyiz hakkını güvenceye almak ve usul ekonomisini sağlamaktır.
2. Noterlikte Elektronik Onaylı Örnek (Noterlik Kanunu m.55)
Mahkeme veya savcılıklarca istenen noter evrakı, aslı yerine onaylı örneği saklanarak ilgili mercie gönderilir ya da e-imzayla elektronik ortamda iletilir. Yevmiye numarası ve ücret alınmayan bu uygulama, evrak gizliliğini korurken yargı süreçlerini hızlandırmayı amaçlar.
3. Kaçak Sanık Hakkında Kovuşturma (CMK m.247):
Kaçak sanık hakkında kovuşturma yapılabilir, ancak daha önce sorgusu yapılmamışsa mahkûmiyet ve ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemez. Güvenlik tedbirine karar verilmesi halinde kaçak sanık veya müdafi, savunma hakkının kullanılmak istendiğini belirterek yargılamanın yenilenmesini talep edebilir.
4. İdari Yargıda Tek Hakimle Görülecek Davalar ve Parasal Sınır (2576 Numaralı Kanun, m.7):
Tek hakimle görülecek dava türleri genişletilmiştir. Disiplin cezaları (uzaklaştırma ve ilişik kesme hariç), uyarma cezaları, geçici görevlendirme, yolluk, lojman ve izin işlemleri, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşu disiplin cezaları ve 2022 sayılı kanun uygulamasından doğan davalar bu kapsama alınmıştır. Tek hakimle görülecek iptal ve tam yargı davalarındaki parasal sınır 25.000 TL’den 486.000 TL’ye yükseltilmiştir.
5. Biyolojik İnceleme Verilerinin Korunması, Saklanması ve İmhası (CMK m.80):
Kimliksizleştirilen veriler, yalnızca devam eden yargılamalarda ve yetkili merci kararıyla delil olarak kullanılabilir; beraat veya takipsizlik kararlarında derhal, diğer durumlarda ise 20 yıl sonra savcı huzurunda imha edilir. Amaç dışı veya yanlışlıkla kaydedilen veriler hâkim kararıyla silinebilir ve tüm bu işlemlere karşı kanuni itiraz yolları açıktır.
6. Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) Kurumunun Yeniden Düzenlenmesi (CMK m.231):
İki yıl veya daha az hapis ve para cezalarında uygulanan HAGB; sabıkasızlık, pişmanlık, zarar giderme ve suçun işkence/kötü muamele olmaması şartlarına bağlıdır. 5 yıllık denetim süresinde kural ihlali veya yeni suç halinde hüküm açıklanır ve mahkeme cezayı erteleyebilir, infazı kısmen durdurabilir ya da seçenek yaptırıma çevirebilir.
7. Kaçak Sanığın Kovuşturması (CMK m.247):
Kaçak sanık hakkında kovuşturma yapılabilir, ancak daha önce sorgusu yapılmamışsa mahkûmiyet ve ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemez. Güvenlik tedbirine karar verilmesi halinde kaçak sanık veya müdafi, savunma hakkının kullanılmak istendiğini belirterek yargılamanın yenilenmesini talep edebilir.
8. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının İtiraz Süresi (CMK m.308):
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, yargı yeri belirlenmesi ve görevsizlik kararlarına hariç Yargıtay ceza dairelerinin tüm kararlarına karşı dosyanın kendisine teslim edildiği tarihten itibaren 3 ay içinde re’sen veya istem üzerine Ceza Genel Kuruluna itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz.
9. Dolandırıcılık Suçlarında Bazı Hallere İndirim (TCK m.158):
Dolandırıcılık ve nitelikli dolandırıcılık suçlarına iştirak eden kişiler banka/kredi kartı ödeme/kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdindeki zorunlu hesap bilgilerini veya araçlarını başkasına vermiş olmakla sınırlı bir fiilin bulunması halinde kişiye verilecek ceza yarı oranında indirilir.
10. Bölge İdare Mahkemesi İstinaf İncelemesi Usulündeki Değişiklik (İYUK m.45):
Bölge idare mahkemesi istinafta kararı onama, gerekçe değiştirme veya hata düzeltme yetkilerine sahiptir; dosyayı ilk dereceye göndermek ise yalnızca kanuni sınırlı hallerde mümkündür.
Sonuç
12. Yargı Paketi ile getirilen değişiklikler, yargılama usulleri ve kanun yolları başta olmak üzere birçok alanda mevcut uygulamayı doğrudan etkilemektedir. Düzenlemelerin farklı yürürlük ve geçiş hükümleri içermesi nedeniyle her somut olay bakımından uygulanacak hükmün ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.
Lexist olarak, düzenlemelerin uygulamadaki etkilerini yakından takip etmeye devam edeceğiz.
Saygılarımızla,


