Kefalet Sözleşmelerinde Eşin Yazılı Rızası Zorunluluğu

a. Genel Olarak

6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (“TBK”) 584. Maddesi, kefil oldukları sırada evli olan kişiler için sınırlama getirerek, bu kişilerin yaptığı kefalet sözleşmesinin geçerliliğini eşlerinin yazılı rızası olmasına bağlamıştır.

TBK’nın 584. Maddesi:

Eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir; bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır. Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumlu olacağı miktarın artmasına veya adi kefaletin müteselsil kefalete dönüşmesine ya da kefil yararına olan güvencelerin önemli ölçüde azalmasına sebep olmayan değişiklikler için eşin rızası gerekmez.

Ticaret siciline kayıtlı ticari işletmenin sahibi veya ticaret şirketinin ortak ya da yöneticisi tarafından işletme veya şirketle ilgili olarak verilecek kefaletler, mesleki faaliyetleri ile ilgili olarak esnaf ve sanatkârlar siciline kayıtlı esnaf veya sanatkârlar tarafından verilecek kefaletler, 27/12/2006 tarihli ve 5570 sayılı Kamu Sermayeli Bankalar Tarafından Yürütülen Faiz Destekli Kredi Kullandırılmasına Dair Kanun kapsamında kullanılacak kredilerde verilecek kefaletler ile tarım kredi, tarım satış ve esnaf ve sanatkârlar kredi ve kefalet kooperatifleri ile kamu kurum ve kuruluşlarınca kooperatif ortaklarına kullandırılacak kredilerde verilecek kefaletler için eşin rızası aranmaz.”

 şeklinde düzenlenmiştir.

Mezkûr hüküm, eşlerin borç altına girmesini değil, izinsiz kefil olmasını yasaklamaktadır. Aileyi ve evlilik birliğini koruma altına almayı amaçlayan söz konusu düzenleme ile istisnai haller dışında, diğer eşin yazılı rızasının alınması kanuni zorunluluk haline getirilmiş ve bu kural kefalet sözleşmeleri bakımından şekil şartı olarak kabul edilmiştir. Evli kişiler bakımından emredici nitelikte düzenlenen, anılan maddenin uygulanması için kefilin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) hükümlerine göre evli olması ve kefalet esnasında evliliğinin devam etmesi şarttır. Mezkûr hükümde “eşlerden biri” denilmek suretiyle eşler arasında cinsiyet ayrımı yapılmamıştır. Ayrıca, eşler arasındaki mevcut mal rejimi ve kefaletin türü eş rızası uygulamasını etkilememektedir.

Kefalette eşin rızasına ilişkin 584. madde hükmü, gerçek kişilerce, kişisel güvence verilmesine ilişkin olarak başka ad altında yapılan diğer sözleşmelere de uygulanmaktadır (TBK md. 603). Bu hükmün gereği olarak, garanti, borca katılma, himaye beyanı, itibar emri/kredi emrinde de eşin rızası aranmaktadır. Bununla birlikte, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 20/04/2018 tarihli ve E.2017/4, K.2018/5 sayılı kararı gereğince, kefalette eşin rızasına dair TBK’nın 584. maddesindeki düzenlemenin, kambiyo senetlerinde geçerli olan avalda uygulanması gerekmemektedir.

b. Rızanın Zamanı ve Şekli

Geçerli bir Kefalet Sözleşmesi’nden söz etmek için, eşin rızası en geç kefalet sözleşmesinin kurulduğu anda verilmiş olmalıdır. Eşin rızası, TBK md. 584 gereği yazılı olarak verilmelidir ve kefaletin adi yazılı şekilde olması yeterlidir. Dolayısıyla, rıza beyanının eş tarafından imzalanması yeterli ve gerekli olup; imzanın noterce onaylanması aranmamaktadır. Eşin rızası kefalet sözleşmesinde yer alabileceği gibi, ayrı bir belgede düzenlenmesi de mümkündür. Rıza; somut ve belirli bir kefalet sözleşmesi için ve her sözleşmeye dair ayrı ayrı olmak üzere verilmiş olmalıdır; baştan ileriki tarihlerde (gelecekte) akdedilecek kefalet sözleşmeleri için genel muvafakat verilmesi mümkün değildir. Bu kapsamda kanun koyucu, evli kişinin kefil olabilmesi için eşinin rızasının aranması koşulunu emredici nitelikte düzenlediğinden, taraflarca bunun aksine anlaşmalar yapılamayacak veya eşler bundan feragat edemeyecektir. Eşler, hukuka uygun olarak vermiş oldukları rızadan daha sonradan vazgeçemeyeceklerdir.

c. Eşin Rızasının Bulunmamasına Bağlanan Sonuçları

Eşin rızası gerektiği halde bu şart sağlanmadan akdedilen kefalet sözleşmesi sonradan eş boşansa dahi geçerli hale gelememektedir. Kişinin bekarken kefil sıfatıyla akdettiği kefalet sözleşmesi için sonradan evlenmesi durumlarında ise eşinin onayı aranmamaktadır. Eş rızasının varlığı, bunun varlığını iddia eden tarafından ispatlanmalıdır. Diğer taraftan, eşin rızasının alınması kefalet sözleşmesinin tamamlayıcı unsuru değil geçerlilik unsuru olduğundan ve bahsi geçen sözleşmenin geçerli olarak kurulabilmesi için eşin rızasının mutlaka alınması gerektiğinden, bu rızanın alınmaması, kefalet sözleşmesinin kesin hükümsüzlüğü (butlanı) sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle eşin rızasının bulunup bulunmadığı hususu, hâkim tarafından re’sen dikkate alınır. Ayrıca, kefalet sözleşmesi kurulduktan sonra kefil olan kişinin eşinin kefalete sonradan onay vermesi veya alacaklının iyiniyetli olması da geçersizliği ortadan kaldırmamaktadır.

d. Eşin Rızasının Aranmadığı İstisnai Durumlar

Kefalet sözleşmelerinde eşin rızasının aranmadığı birtakım istisnalar bulunmaktadır. Bu istisnalardan biri, mahkemece verilmiş bir ayrılık kararının olması durumudur. Mahkemece ayrılık kararı verilmesi halinde bu süre içinde resmi olarak evlilik devam etse bile, eşler hakkında verilen bu kararın geçerli olduğu süre boyunca akdedilecek kefalet sözleşmelerinde eşlerinin yazılı rızası aranmamaktadır. Yasal olarak eşlerin ayrı yaşama hakkının doğması hali de istisnalar kapsamındadır. Eşlerin yasal olarak ayrı yaşama hakkı, TMK’nın 197. maddesindeki koşulların (ortak hayat sebebiyle eşlerin kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzurunun ciddi biçimde tehlikeye düşmesi vs.) varlığı halinde doğmaktadır. Boşanma davası açılmasıyla da eşler ayrı yaşama hakkına sahip olmaktadır. Boşanma kararı verilse dahi karar kesinleşinceye kadar evlilik hukuken devam ediyor olmakla birlikte, boşanma davası açıldığı andan itibaren eşlerin ayrı yaşama hakkı doğduğundan, bu durumdaki evli kişilerin akdettiği kefalet sözleşmesi, eşinin rızasına gerek olmadan geçerli olarak kurulabilecektir.

TBK’nın 584. maddesinin ikinci fıkrasında, “Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumlu olacağı miktarın artmasına veya adi kefaletin müteselsil kefalete dönüşmesine ya da kefil yararına olan güvencelerin önemli ölçüde azalmasına sebep olmayan değişiklikler için eşin rızası gerekmez.” denilmektedir. Zikredilen hüküm gereğince, kefilin sorumlu olacağı miktarı artıran, adi kefaleti müteselsil kefalete dönüştüren ya da kefil yararına olan güvencelerin önemli ölçüde azalması sonucunu doğuran kefalet sözleşmesi değişiklikleri için eşin rızası gerekmektedir; bu nitelikte olmayan değişikliklerde ise eşin rızası aranmayacaktır. Bu anlamda, kefilin lehine yapılacak olan sözleşme değişiklikleri istisna kapsamındadır.

TBK’nın kefalette eş rızasını düzenleyen 584. maddesi, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iş hayatını yavaşlattığı yönünde ağır eleştirilere maruz kalmıştır. Bu doğrultuda ticari hayatın doğal akışını kolaylaştırmaya yönelik değişiklik yapma gerekçesi ile 6455 sayılı Kanunla anılan maddeye yeni bir fıkra eklenmiştir. 11 Nisan 2013 tarihinde yürürlüğe giren üçüncü fıkraya göre; Ticaret siciline kayıtlı ticari işletmenin sahibi veya ticaret şirketinin ortak ya da yöneticisi tarafından işletme veya şirketle ilgili olarak verilecek kefaletler, mesleki faaliyetleri ile ilgili olarak esnaf ve sanatkârlar siciline kayıtlı esnaf veya sanatkârlar tarafından verilecek kefaletler, 5570 Sayılı “Kamu Sermayeli Bankalar Tarafından Yürütülen Faiz Destekli Kredi ve Kâr Payı Destekli Fon Kullandırılmasına Dair Kanun” kapsamında kullanılacak kredilerde verilecek kefaletler; tarım kredi, tarım satış ve esnaf ve sanatkârlar kredi ve kefalet kooperatifleri ile kamu kurum ve kuruluşlarınca kooperatif ortaklarına kullandırılacak kredilerde verilecek kefaletler için eşin rızası aranmayacaktır. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 13/10/2016 tarihli ve E.2016/12256, K.2016/21462 sayılı kararında anılan düzenlemenin amacı, işletmenin yetkilileri tarafından işletme için verilecek kefaletlerde, kefalete konu borçtan bu kişilerin de fayda sağlamış olmaları nedeniyle eş rızasının aranmasının gerekmediği şeklinde ifade edilmiştir.

Bu konu hakkında daha fazla bilgi için:

Av. Tuba Köse
Av. Tuba KöseAvukat
Av. Nisa Nur Yıldırım
Av. Nisa Nur YıldırımAvukat