Ticari Davalarda Yaygın Olarak İleri Sürülen Deliller

Alacak davası, herhangi bir nedenden doğmuş ve muaccel olan alacağın ödenmediğini iddia eden alacaklının mahkemeden bu alacağının tespiti ile kendisine ödenmesine karar verilmesini talep ettiği dava türüdür. Uygulamada en sık karşılaşılan dava türlerinden biri de alacak davaları yada alacak davasının farklı bir görümü olan itirazın iptali davasıdır. Alacaklı, alacağına kavuşmak için doğrudan alacak davası açabileceği gibi icra takibi akabinde açılan itirazın iptali davası yöntemine de başvurabilir. Alacaklının başvurmuş olduğu yöntem bunlarda hangisi olursa olsun alacaklının öncelikle davasını ispat etmesi gerekecektir. Bu yazımızda ticari alacak /itirazın iptali davaları kapsamında tarafların yaygın olarak başvurdukları delilleri inceleyeceğiz.

FATURA

Fatura Türk Ticaret Kanunu’nun (“TTK”) 21. Maddesinde ve Vergi Usul Kanunu’nun (“VUK”) 229 -232 maddelerinde düzenlenmiştir. Fatura,ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup ticari belge niteliğine haizdir.

Türk Ticaret Kanunu’nda fatura ile ilgili hükümler tacir ve ticari işletmesini esas alarak düzenlemiş, buna karşılık Vergi Usul Kanununda ise fatura vergi açısından tacir olsun veya olmasın, bir ticari işletme ile ilgili olsun ya da olmasın bütün vergi mükelleflerini göz önüne alarak düzenlemiştir.

  1. Faturanın Münderecatı (Zorunlu İçeriği) ve Şekil Şartları:

Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanununda yer almaktadır. Vergi Usul Yasasının 230. Maddesine göre faturada en az aşağıdaki bilgilerin bulunması gerekmektedir.

  • Faturanın düzenlenme tarihi, seri ve sıra numarası
  • Faturayı düzenleyenin adı varsa ticaret unvanı, iş adresi, bağlı bulunduğu vergi dairesi ve hesap numarası
  • Müşterinin adı, ticaret unvanı, adresi varsa vergi dairesi ve hesap numarası
  • Malın veya işin nevi, miktarı, fiyatı ve tutarı
  • Satılan malların teslim tarihi ve irsaliye numarası,
  1. Fatura Çeşitleri

    2.1 İşlem Amacına Göre Fatura Türleri
  • Satış Faturası

Bir işletmenin sattığı ürün veya hizmeti belgelemek için müşterilerine kestiği faturalardır. Her satışın belgelenerek yasallaşması gerekir. Bir satış faturasında satılan malın cinsi, ismi, miktarı, birim satış fiyatı, ve toplam bedeli gibi bilgiler beyan edilir.

  • İrsaliyeli Fatura

Hem sevk irsaliyesi hem de satış faturası değeri taşıyan belgeye İrsaliyeli Fatura denir. Aşağıda sevk irsaliyesi detaylı olarak incelenecektir.

  • Proforma Fatura

Proforma fatura bir teklif faturasıdır ve mali yükümlülüğe neden olmaz. Satıcı hizmet veya malı ne kadar ücret karşılığında satmak istediğini satış gerçekleştiriyormuş gibi alıcıya gönderir. Proforma fatura karşılığı ne mal sevkiyatı ne de ödeme yapılır.

  • İade Faturası

İade faturası, müşteri tarafından alınan bir malın satıcıya geri verilmesi durumunda düzenlenen bir faturadır. İade faturası ile müşteri tarafından alınan bir malın tamamının satıcıya iadesi olabileceği gibi bir kısmının da iadesi olanaklıdır.

  • Reklamasyon Faturası

Reklamasyon faturası, satışı gerçekleştirilen bir mal veya hizmetin yeterli kalite, özellik, nitelik veya standartta olmaması nedeniyle sözleşmenin karşı tarafından kesilmesi gereken bir belgedir. Reklamasyon faturası, doğrudan doğruya bir mal teslimi veya hizmet ifasını temsil etmemektedir.

Reklamasyon türleri uygulamada “ıskonto biçiminde reklamasyon”, “iade şeklinde reklamasyon” ve “tazminat-ceza niteliğinde reklamasyon” olarak ayırıma tabi tutulabilmektedir.

2.2 Vergilendirme Amacına Göre Fatura Türleri

  • Tevkifatlı Fatura
  • ÖTV’li Fatura
  • ÖİV’li Fatura
  • Stopajlı Fatura

    2.3 Ödeme Zamanına Göre Fatura Türleri
  • Açık Fatura
  • Kapalı Fatura
  1. Faturanın İspat Bakımından Hukuki Mahiyeti

TTK’nın Fatura ve Teyit Mektububaşlıklı 21. Maddesine göre;

“Ticari işletmesi bağlamında bir mal satmış, üretmiş, bir iş görmüş veya bir menfaat sağlamış olan tacirden, diğer taraf, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir.

Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır.

Telefonla, telgrafla, herhangi bir iletişim veya bilişim aracıyla veya diğer bir teknik araçla ya da sözlü olarak kurulan sözleşmelerle yapılan açıklamaların içeriğini doğrulayan bir yazıyı alan kişi, bunu aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde itirazda bulunmamışsa, söz konusu teyit mektubunun yapılan sözleşmeye veya açıklamalara uygun olduğunu kabul etmiş sayılır.”

  1. Fatura İçeriğinin Kabul Edilmiş Sayılmasının Şartları 

    4.1 Taraflar Arasında Sözleşme İlişkisinin Varlığı

Fatura içeriğinin kabul edilmiş sayılmasına ilişkin karinenin uygulanması temel borç ilişkisi doğuran bir sözleşmenin varlığı halinde söz konusu olabilir. Taraflar arasında sözleşmenin bulunup bulunmadığı hususu çekişmeli ise, ispat yükü kuralları çerçevesinde öncelikle sözleşmenin varlığı ispat edilmelidir. Sözleşmesel ilişkinin varlığı hususunda ispat yükünü taşıyan taraf, Hukuk Muhakemeleri Kanununun (“HMK”)200 vd. hükümleri çerçevesinde delillere dayanarak bu yükü yerine getirmelidir.

4.2 Faturayı Gönderenin Tacir Olması

VUK’un 232. Maddesinde göre tacirler dışında başka kişilerin de fatura düzenleme zorunluluğu bulunmaktadır. Ancak fatura içeriğinin kabul edilmiş sayılması hakkındaki karine (TTK m. 21/2), sadece tacirlerin gönderdiği faturalar bakımından hüküm ve sonuç doğurur. Faturayı gönderen tarafın tacir olmasının yanı sıra, faturaya konu işin tacirin ticari işletmesi bağlamında yapılmış olması gerekir

4.3 Fatura İçeriğine İtiraz Edilmemiş Olması

Fatura içeriğinin kabul edilmiş sayılması için olumsuz bir şart olarak “faturayı alan muhatabın sekiz gün içinde faturaya itirazda bulunmamış olması” aranmaktadır. Faturayı alan taraf, sekiz gün içinde faturanın içeriğine itiraz etmişse, fatura içeriğinin önceden yapılmış sözleşmeye uygun olduğunu faturayı düzenleyen tacir ispat etmelidir.

Faturanın Türk Ticaret Kanunu’nun 18. maddesine göre gönderilmesinin gerekip gerekmediği hususu ise tartışmalara sebebiyet vermiştir. Faturanın gönderilmesi ve muhataba ulaşmış olması, faturaya itiraz süresinin başlama anının tespiti bakımından önemli olması nedeniyle, faturanın, Türk Ticaret Kanunu’nun 18. maddesinde yer alan muhtevaya sahip olmasa da, bu yollardan biri ile gönderilmesi ispat kolaylığı için pratik fayda sağlayacaktır.

Faturaya itirazın şekli Kanun’da açıkça belirlenmiş değildir. Fatura lehine olan ve faturaya ilişkin karineden yararlanmak isteyen tarafın bu yöndeki iddiasına karşılık, karşı taraf faturaya süresi içinde itirazda bulunduğunu beyan ederse, faturaya itiraz edilip edilmediği vakıası çekişmeli hale gelmiş olur ve ispatın konusunu oluşturur (HMK m. 187). Bu durumda fatura içeriği hakkında itirazda bulunulmadığından bahisle, kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükü altında olur (HMK m. 190). Diğer bir anlatımla fatura içeriğine itirazda bulunulmadığı vakıasının ispatsız kalmasının rizikosunu, faturaya itiraz edilmediğini iddia eden taraf taşır.

Yerleşik Yargıtay kararlarına göre süresi içinde itiraz edilmeyen faturadaki her türlü bilginin doğruluğunun kabul edildiği veya malın alıcıya teslim edildiği anlamına gelmez. Aynı şekilde faturaya itiraz edilmemiş olması vade farkının da kabul edildiği anlamına gelmez. Dolayısıyla fatura ile taraflar arasındaki sözleşmenin şartlarının değiştirilmesi mümkün değildir.

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi E. 2019/1984 K. 2020/62 T. 14.1.2020 Tarihli kararında;

“Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak ile ilgili yapılan icra takibine itirazın iptali talebine ilişkindir. Taraflar arasında yazılı bir sözleşme bulunmamakla birlikte davalı aşamalardaki beyanları ile akdi ilişkinin varlığını kabul etmiştir. Bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır ( TTK 21/2 ). Süresi içinde itiraz edilmeyerek kesinleşen faturadaki alacakla ilgili olarak, itiraz süresi geçtikten sonra, faturaların doğrudan iade edilmesi veya iade faturası kesilmesi alacağın varlığını ortadan kaldıran bir sonuç doğurmayacaktır. Faturaya itiraz edilmemesi sözleşme ilişkisini kanıtlamaz ise de, sözleşme ilişkisinin kanıtlanması halinde, bu sözleşme gereğince düzenlenmiş olan ve süresinde itiraz edilmeyen faturadaki miktar kesinleşir.Somut olayda davacı tarafından düzenlenen ve takibe dayanak yapılan faturanın ihtarname ekinde davalıya tebliğ edildiği ancak davalı tarafından faturaya yasal süresinde itiraz edildiğinin kanıtlanamadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda fatura içeriğinin kesinleştiğinden mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken kısmen kabulüne karar verilmesi ve istinaf başvurusunun reddi doğru olmamış davalı yararına bozulması gerekmiştir.”

Şeklinde bu hususu ifade etmiştir. Benzer nitelikteki bir kararda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2017/19-1655 K. 2019/638 T. 30.5.2019 Tarihlikarardır.

  1. Fatura İçeriğinin Kabul Edilmiş Sayılması

Hâkimin hukuku resen nazara alıp uygulaması nedeniyle, kanunî karineler mahkemece resen uygulanmalıdır. Fatura içeriğinin kabul edilmiş sayılması karinesi de mahkemece kendiliğinden uygulanır. Bunun için karinenin koşul vakıasının usulüne uygun şekilde dosyaya girmiş ve ispat edilmiş olması gerekmektedir.

Faturayı alan muhatabın süresi içinde itirazda bulunmamış olması, fatura içeriğinde yer alan malın alıcıya teslim edildiğini göstermez. Ancak alıcıya gönderilen faturada malın bedelinin ödendiği gösterilmişse Türk Borçlar Kanunu’nun (“TBK”) 207. maddesinin ikinci fıkrası uygulama alanı bulabilir. Satış sözleşmesinin unsurlarından birisi de satılan ile satış bedelinin birbiriyle değişimi konusunda tarafların anlaşmasıdır. Satış sözleşmesinde aksine kararlaştırılmadıkça veya aksine bir adet bulunmadıkça, satıcı ve alıcı borçlarını aynı anda ifa etmekle yükümlüdürler (TBK m. 207/2). Alıcı bedeli ödemiş ve bu husus faturada gösterilmişse (TTK m. 21/1), satıcı ve alıcının borçlarını aynı anda ifa ettikleri ve bedelin ödenmesi karşısında malın da teslim edildiği karine olur.

TTK Md. 21 de kabul edilen karine bakımından Yargıtay 23. Hukuk Dairesi E. 2015/4473 K. 2016/19 T. 11.1.2016 Tarihli kararında;

“Somut olayda, davalı tarafça, takip konusu faturaların, ticari defterlerine kaydedildiği, davalı tarafın, süresinde faturalara itiraz ettiğine ya da faturaları iade ettiğine dair delil ve belge ileri sürülmediği dikkate alındığında, davacının faturalara dayalı alacağının varlığını HMK’nın 222. maddesi uyarınca ispatlamış olduğunun kabulü gerekir.

……Faturanın tebliği şekle bağlı değildir, yazılı veya sözlü herhangi bir şekilde yapılabilir. Muhatap hazır ise kendisine elden verilmesi, değil ise herhangi bir şekilde gönderilmesi mümkündür. Ancak, uyuşmazlık halinde ispat kolaylığı açısından, fatura tebliğinin noter aracılığıyla ya da imza karşılığı elden tebliğ yolu ile ya da telgraf, teleks yolu ile veya PTT aracılığıyla ya da faks çekilmesi yahut güvenli elektronik imza ile elektronik posta gönderilmesi şeklinde yapılması uygundur.”

Şeklinde,

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi E. 2016/944 K. 2016/3009 T. 30.5.2016 Tarihli kararında;

“Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre fatura emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır. (229. md.) Fatura malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren azami “yedi gün” içinde düzenlenir. Bu süre içerisinde düzenlenmeyen faturalar hiç düzenlenmemiş sayılır. (231/5. md.) 6102 Sayılı TTK’da da fatura konusunda hükümler vardır. Ticari işletmesi bağlamında bir mal satmış, üretmiş, bir iş görmüş veya bir menfaat sağlamış olan tacirden, diğer taraf, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir” (6102 Sayılı TTK 21/1) Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır. (6102 Sayılı TTK 21/2)

Bu hükümlerin sonucu olarak faturayı teslim aldıktan sonra süresi içinde itiraz ve iade etmeyerek kullanan kimse, bu faturanın ticari defterlerine kaydı gereken bir belge olduğunu, mal veya hizmet aldığı için geçerli bir sözleşme ilişkisine göre düzenlendiğini kabul etmiş sayılır. Ticari defterlerine kayıt etmemiş olsa bile kesin delil sayılan ticari defterlerinde kayıtlı olması gereken bir belge olduğu için ticari defterleri de aleyhine kesin delil olacağından, fatura sebebiyle mal veya hizmet almadığını, bu faturadan dolayı borçlu olmadığını yazılı veya kesin delillerle ispatlaması gerekir. Davalının ticari defterleri incelenmemiş olsa bile ticari defterlerine kayıt edilmiş sayılan belge olduğu ispatlandığı takdirde artık mal veya hizmet alınmadığını ispat yükü faturayı kabul ederek kullanmış olan taraftadır.

Şeklinde konuyu özetleyen bir karar karar oluşturulmuştur.

  1. Faturanın Kabul Edilmiş Sayılmasından Sonra Aksinin İspatı

Faturayı gönderen taraf, karine temeli olan süresi içinde faturaya itiraz edilmediğini ispatlarsa fatura içeriğinin kabul edilmiş sayılması sonucu ortaya çıkar. Fatura muhatabı ise bu durumda karinenin aksini ispat edebilir. Zira adi kanunî karinelerin varlığı, ispat yükünün yer değiştirmesine neden olmaz. Dolayısıyla burada ispat yükü yer değiştirmemekte, karşı tarafın kendi lehine ileri sürdüğü başka bir vakıa için bağımsız, yeni bir ispat yükü ortaya çıkmaktadır.

Faturada, fatura muhatabının imzası bulunmaz. Dolayısıyla bu haliyle fatura, muhatabı için medenî usul hukukunda kesin delillerden olan senet niteliğinde değildir. Bu nedenle fatura içeriğinin kabul edilmiş sayılmasından sonra aksini ispat her türlü delil ile mümkün olmalıdır.

SEVK İRSALİYESİ

VUK’un 230’uncu maddesine göre malın alıcıya teslim edilmek üzere satıcı tarafından taşındığı veya taşıttırıldığı hallerde satıcının; teslim edilen malın alıcı tarafından taşındığı veya taşıttırılması halinde alıcının, taşınan ve taşıttırılan mallar için sevk irsaliyesi düzenlemesi ve taşıtta bulundurulması zorunludur. İrsaliye “mal hareketleri” üzerine düzenlenmiş bir belgedir ve ticarî hayat içerisinde yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Kanun koyucu Vergi Usul Kanunu’nun 230’uncu maddesinde mal sevkinin bulunduğu durumlarda alıcı veya satıcı tarafından irsaliye düzenlenmesinin zorunlu olduğunu hüküm altına almıştır.

Ayrıca malın bir yükümlünün birden çok işyerleri ile şubeleri arasında taşındığı veya satılmak üzere bir komisyoncu veya diğer bir aracıya gönderildiği hallerde de malın gönderen tarafından sevk irsaliyesine bağlanması zorunludur.

Sevk irsaliyelerine müşteri adresi, vergi dairesi ve hesap numarasının da yazılması gerekir (VUK.m.230/3). Bu şekilde alıcı, satıcı veya malı gönderen tarafından düzenlenmesi gereken sevk irsaliyesinin tarihi ile irsaliye numarasının faturaya kaydedilmesi zorunludur (VUK.m.230/1-5). Ayrıca toplu sevk irsaliyesi ile nakledilen malın satışının yapılması halinde teslim anında fatura düzenlenmesi gerekir.

Sattıkları mallar dolayısıyla Vergi Usul Kanunu’nun 231’inci maddesinin üçüncü fıkrasının beşinci bendinin yükümlülere tanıdığı, malın tesliminden itibaren faturanın 7 gün içinde düzenlenmesi imkânından vazgeçerek, bu yükümlülüğü derhal yerine getirmek isteyen yükümlüler, fatura ve sevk irsaliyesini ayrı ayrı düzenlemeksizin diledikleri takdirde usulüne uygun olarak “irsaliyeli fatura” düzenleyebileceklerdir.

Sevk irsaliyesi dışında düzenlenen diğer bir irsaliye ise, taşıma irsaliyesidir. Vergi Usul Kanunu’nun 240’ıncı maddesine göre ücret karşılığında eşya taşıyan gerçek ve tüzel kişilerin naklettikleri eşya için düzenledikleri belgelere taşıma irsaliyesi adı verilmektedir.

Sevk irsaliyesine göre taşınan bir malın, gerçekten karşı tarafa ulaştırıldığına dair en önemli unsur karşı tarafın malı aldığına dair “imza” atmasıdır. Ancak sevk irsaliyesinin imzalanması hususu kanunî bir zorunluluktan değil, ticarî teamüllerin getirdiği bir alışkanlıktan kaynaklanmaktadır.

Bu hususta İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi E. 2018/437 K. 2019/175 T. 6.2.2019 Tarihli kararında;

“Mahkeme taraflar arasında ticari ve cari hesap ilişkisi bulunduğunu kararında ifade etmekle birlikte bu ifade taraflar arasında cari hesap sözleşmesi olduğu değil açık hesap şeklinde işleyen bir ilişki olduğunu ifade etme anlamına geldiğinden buna yönelik istinaf nedeni yerinde değildir. Davacının alacağına dayanak yapılan faturaların davalı çalışanlarınca teslim alınmadığı yönündeki istinaf nedeni açısından ise mahkeme dayanak faturaların irsaliyeli fatura olması karşısında teslim alan kısmında yer alan şahıs isimlerinin davalı çalışanı olup olmadığı yönünde isticvap davetiyesi çıkartıp tebliğ etmesine rağmen bu davete icabet edilmemiştir. Bu durumda isticvap davetiyesinin yaptırım kısmı olan sevk irsaliyeli faturaların teslim alan kısmında yer alan şahısların, davalı çalışanı olduğu yönünde uygulama yapılmış olup bu uygulamanın 6100 Sayılı HMK’ nın 169 ve 171.maddesine uygun olduğu anlaşılmakla bu istinaf nedeni de yerinde değildir. ( Yargıtay 19 H.D 25/09/2018 T. 2016/18802 E-4464 K sayılı kararı da bu yöndedir. ) Sonuç olarak taraflar arasında ticari alım satım ilişkisi olduğu, icra takibinin dayanağı olan cari hesap olarak adlandırılan açık/işleyen hesabın; davacı tarafın defterlerinde bulunup davalı çalışanlarına da tebliğ edilen irsaliyeli faturalardan kaynaklandığı, irsaliyeli faturaların davalı çalışanınca teslim alınması karşısında faturaların içeriğini oluşturan edimlerin de yerine getirilmiş olduğu, bu faturaların davalı defterinde yer almadığı, uyuşmazlığın da bundan doğduğu, mahkemenin vermiş olduğu kararın usul ve yasaya dosya içeriğine uygun olduğu anlaşılmakla; davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.”

Şeklinde karar oluşturulmuş olup anılan karar uyarınca, irsaliyeli faturaların davalı çalışanınca teslim alınması faturaların içeriğini oluşturan edimlerin de yerine getirilmiş olmasına kanaat getirilmiştir.

BA/BS FORMLARI

Mal ve/veya hizmet alımlarını Mal ve Hizmet Alımlarına İlişkin Bildirim Formu (BA), Mal ve/veya hizmet satışlarını ise Mal ve Hizmet Satışlarına İlişkin Bildirim Formu (BS) kısa adları ile BA – BS formları, Bilanço esasına göre defter tutan mükelleflerin bir kişi veya kurumdan (KDV hariç) 5.000 TL ve üzerindeki faturalarına istinaden düzenlediği bildirim formlarıdır.

Söz konusu tutarlı alım ve/veya satış işlemlerinde, özel matrah şekline tabi mal ve/veya hizmet alış/satışlarında katma değer vergisi, özel tüketim vergisine tabi işlemlerde ise özel tüketim vergisi dahil tutarlar dikkate alınacaktır. Belgelerde gelir vergisi tevkifatına da yer verilen hallerde tevkifattan önceki brüt tutarlar dikkate alınacaktır.

Mükellefler söz konusu bildirim formlarını, aylık dönemler halinde düzenlemek ve takip eden ayın birinci gününden itibaren son günü akşamı saat 24:00’e kadar sistem üzerinden onaylamak suretiyle göndermekle yükümlüdürler. Bildirim formlarının belirlenen süreler içinde verilmemesi, eksik veya yanıltıcı bildirimde bulunulması halinde; mükellefler hakkında 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 355 inci maddesi hükmü uyarınca cezai işlem uygulanır.

BA/BS Yerleşik Yargıtay kararında ispat külfeti bakımından büyük önem taşımaktadır. Bu konu ile ilgili verilen Yargıtay kararlarında;

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi E. 2016/2756 K. 2016/12461 T. 19.9.2016 Tarihli kararında;

“Davacı, davalıya mal satıp teslim ettiğini iddia etmiş, davalı ise kendisine mal teslim edilmediğini savunmuştur. Bu durumda somut olay bakımından ispat külfeti davacıda olup mal satıp teslim ettiğini yazılı delillerle kanıtlamak zorundadır. Her ne kadar dosyaya sevk irsaliyesi ve teslim belgesi gibi iddiayı kanıtlamaya elverişli deliller sunulamamış ise de davalı tarafından Vergi Dairesine bildirilen BA/BS formlarında davaya konu faturaların yer aldığı görülmüştür. Dava açıldıktan sonra düzenlenen belgelerde BA/BS formlarının aksi yönde bilgiler olup davaya konu faturaların sonraki belgelerde yer almadığı görülmüş ise de dava açıldıktan sonra yapılan düzeltmelerin bu davanın sonucunu etkilememesi gerektiğinin kabulü gerekir. Bu durumda mahkemece davalı tarafından Vergi Dairesine bildirilen BA/BS formlarındaki kayıtlar üzerinde durulup mal tesliminin bu belgeler değerlendirildikten sonra kanıtlanıp kanıtlanamadığı hususu diğer delillerle birlikte tartışılıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken sözü edilen deliller üzerinde durulmadan eksik inceleme sonucunda yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.”

Şeklinde,

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi E. 2015/16107 K. 2016/4919 T. 21.3.2016 Tarihli kararında;

“Mahkemece, vergi dairesine yazılan yazıya verilen cevapta, davacı şirketin BA/BS bildirim sorgulamalarının yapıldığı, davalının BA/BS bildirim sorgulamalarına dair her hangi bir bilgi verilmediği anlaşılmıştır. Bu sebeple davacıya ait BA/BS formları davacı lehine delil olarak kabul edilemez. Dosya içerisinde takibe konu faturalara dair sevk irsaliyeleri ve isticvap davetiyesi ise davalıya tebliğ edilmemiş olup,bu sevk irsaliyeleri de malın teslim edildiğini göstermez. Mahkemece yapılacak iş davalı şirketin bağlı olduğu vergi dairesi müdürlüğüne müzekkere yazılarak, davalı tarafından davaya konu faturaların vergi dairesine beyan edilip edilmediği BA/BS formları sorulup, verilecek cevaba göre ayrıca dosya içerisinde bulunan sevk irsaliyelerinin davalıya tebliğ edilerek sonucuna göre yapılacak araştırma ve inceleme ile bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve delillerin yanılgılı değerlendirilmesi sonucu karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.”

Şeklinde,

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi E. 2015/4268 K. 2016/948 T. 27.1.2016Tarihli kararında;

“…… öte yandan davacı tarafça bu faturanın Ba Bs formları düzenlenmek suretiyle vergi dairesine bildirildiği hususu da dosyada mevcut … Vergi Dairesi yazısında anlaşılmaktadır. Bu durum karşısında davacı ticari defterindeki kaydın ve vergi dairesi yanıtlarının davacı aleyhine delil teşkil edeceği, artık takibe konu fatura kapsamındaki makinenin davalı yanca davacıya satılarak teslim olunduğunun kanıtlandığı gözetilerek, varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm tesisinde isabet görülmemiştir.”

Şeklindeki kararları ile Yargıtay’ca taraflarca düzenlenen BA/BS formları ve Vergi Dairesine yapılan bildirimlerin fatura konu malın teslim edildiğine ilişkin karine oluşturduğu, bu durumda malın teslim edilmediğinin ispat edilmesi gerektiği kabul edilmektedir.

TİCARİ DEFTER VE BELGELER

HMK 222. Maddesine göre, ticari defterler, belirtilen şartların varlığı halinde, ticari uyuş­mazlıklarda, ispat aracı (delil) olarak kullanılabilir. Bu, defter sahibinin le­hine olabileceği gibi aleyhine de olabilir.

Defterler delil olarak kullanılırken, bunların dayanağı olan belgelerin ib­razının gerekip gerekmediği hususu tartışmalıdır. Yargıtay’a göre, defter kayıtlarının dayanağı olan belgelerin mevcut olmaması halinde defterler de­lil olarak kullanılamazlar.

  1. Ticari Defterlerin Tacirin Lehine Delil Olması

HMK’nu 222 vd hükümlerine göre ticari defterler, bazı şartların varlığı halinde, sahibi veya halefleri lehine delil olarak kullanılabilir. Bunun için aşağıdaki şartların mevcut olması gerekmektedir.

1.1 Uyuşmazlığın kaynağı ticari bir iş olmalıdır.Bu iş, her iki tarafın ticari işletmesini de ilgilendirmelidir. Taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğini haiz olan uyuşmazlıklarda defterler lehe delil olarak kullanılamaz.

1.2 Uyuşmazlığın her iki tarafı da tacir olmalıdır. Taraflardan birinin veya her ikisinin tacir olmaması halinde defterler lehe delil olarak kullanılamaz. Dava devam ederken kadar bu sıfatın korunmuş olması gerekmez. İhtilafın konusu işlemin yapıldığı sırada bu sıfata sahip olmak yeterlidir. Bu husus Yargıtay 15. Hukuk Dairesi E. 2017/1537 K. 2017/3585 T. 24.10.2017 Tarihli kararında;

Ticari defterlerin delil olarak kabul edilmesi için her iki tarafın da tacir olması gerekir. Taraflardan biri tacir değil ise ticari defterlere delil olarak dayanılamaz. Tacir olmayan taraf, karşı tarafın ticari defterlerine ancak münhasır delil olarak dayanabilir. Ticari defterlere münhasır olarak dayanılmış ise başka delillere dayanılamayacaktır.”

Şeklinde ifade edilmiştir.

1.3 Ticari defterlerin tümü tacirin lehine delil olarak kullanılabilir.Ticari defterlerin kapsamı oldukça geniş belirlenmiştir. Ticaret Ka­nunu’na göre; yevmiye defteri, envanter defteri, defteri kebir gibi mu­hasebe ile ilgili defterlerin yanısıra, muhasebe ile ilgisi bulunmayan, pay defteri, yönetim kurulu karar defteri ve genel kurul toplantı ve müzakere defteri de ticari defter niteliğini haizdir (TTK md. 64/IV).

1.4 Tacirin tuttuğu tüm ticari defterler birbirini doğrulamalıdır.Birbi­rini doğrulamayan defter kayıtları tacirin lehine değil aleyhine delil olabilir.

1.5 Ticari defterler kanuna uygun şekilde tutulmuş olmalıdır.Kanun’a uygun tutulmanın varlığından söz edebilmek için üç şartın birlikte gerçekleşmesi gereklidir:

    • Tutulması zorunlu olan tüm ticari defterler eksiksiz olarak tutulmuş olmalıdır. Ticari defterlerin bir kısmının tutul­mamış olması halinde, tutulan ticari defterler tacirin lehine değil, sadece aleyhine delil olarak kullanılabilir.
    • Tutulması gerekli ticari defterler usulüne uygun olarak tu­tulmuş olmalıdır (TTK md. 64/I).
    • Açılış ve/veya kapanış onayı aranan ticari defterlerde, bu onaylar yapılmış olmalıdır (TTK Md. 64/III).

1.6 Karşı taraf, defter tutma yükümünü hiç veya gereği gibi yerine ge­tirmemiş olmalıdır.Aksi halde; karşı tarafın ticari defterleri de yukarıda lehe delil olma için zikredilen ilk beş şartı yerine geti­riyorsa ve bu defterler, kendi defterlerine lehine delil olarak da­ya­nan tarafın defterleri ile farklılıklar gösteriyorsa veya iddianın dayandığı defter kayıtlarının aksi, senet veya diğer kesin delillerle ispat edilebiliyorsa, ticari defterler artık sahibi lehine delil ol­ma kuvvetini kaybeder. Yani bu durumlarda iki taraf ticari def­ter­leri de artık tarafların kendi lehlerine delil olarak kullanılamaz.

  1. Ticari Defterlerin Tacirin Aleyhine Delil Olması

HMK  222 vd. hükümlerine göre ticari defterler sahibi aleyhine delil olabilir. Bu ihtimal şu durumlarda gerçekleşebilir:

2.1 Davacı kendi iddiasını ispatlamak için kendi ticari defterlerine da­yanmış olmasına rağmen, ticari defterlerdeki kayıtlar kendisi aley­hine delil oluşturacak nitelikte olabilir.

2.2 Taraflardan biri iddiasını ispatlamak için, karşı tarafın ticari defterlerini ibraz etmesini isteyebilir.Bu iki şekilde gerçekleşebilir:

    • Karşı tarafa ait ticari defterlerin sadece delil olarak ibrazı istenebilir.Bu durumda, karşı taraf defterlerini ibraz etse bile diğer deliller de kullanılabilir.
    • Karşı tarafa ait ticari defterlerin ibrazını isteyen taraf, bu defterlerdeki kayıtları kabul edeceğini belirtebilir.Bu du­rumda, karşı taraf ticari defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispatlamış sayılır (HMK md. 222/V). İbraz etmesi halinde ise, Mahkeme bu defterlerdeki kayıtlara göre hüküm tesis edecektir. İddia sahibi, artık diğer delillere dayanamaz ve ticari defterlerdeki kayıtların aksini ispatlamaya girişemez.
    • Defterler Kanun’a uygun olarak veya olmayarak tutulmuş olabilir.Kanun’a uygun olarak tutulmuş defterlerdeki sahibi lehine olan ka­yıtlar dahi aleyhindeki kayıtlar gibi geçerli olup bunlar birbirinden ayrılamaz. Defterler Kanun’a uygun tutulmuşlarsa hem lehe hem aleyhe kayıtlar delil niteliğini haizken, Kanun’a uygun tutulmamış­larsa sadece aleyhe olan kayıtlar delil niteliğini haizdir.

2.3 Açılış ve/veya kapanış onayı gerekli iken bulunmayan ticari defterler sahibi aley­hine delil olur.

2.4 Tacirin tuttuğu ticari defterlerin içerdiği birbirini doğrulamayan kayıtlar sahibi aleyhine delil olur.

Tacir kendi defterlerindeki aleyhine delil oluşturan kayıtların aksini kesin delillerle ispatlarsa, bu kayıtlar aleyhe delil olma niteliğini yitirecektir.

CARİ HESAP SÖZLEŞMESİ

6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 89 ila 101. maddeleri arasında düzenlenmiş olan cari hesap, ödeme aracı olma veya güvence sağlama gibi önemli fonksiyonları bünyesinde barındıran bir sözleşmedir.

Ticaret Kanununun 89. Maddesine göre cari hesap; “İki kişinin herhangi bir hukuki sebep veya ilişkiden doğan alacaklarını teker teker ve ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip bunları kalem kalem alacak ve borç şekline çevirerek hesabın kesilmesinden sonra çıkacak artan tutarı isteyebileceklerine ilişkin sözleşme” şeklinde tanımlanmıştır.

Uygulama da sıkça karşılaşılan sorunlardan biri cari hesap sözleşmesi ile açık hesap ilişkinin karıştırılmasıdır. Açık hesap ilişkisi taraflar arasındaki önceki borçlar tahsil edilmemesine rağmen tarafların ticari ilişkinin devam etmesi durumudur. Cari hesap sözleşmesinin yazılı olması geçerlilik şartıdır. Ancak açık hesap ilişkisinde bu şart aranmaz. Açık hesap ilişkisinde taraflar tek taraflı ya da karşılıklı olarak alacaklarını hesaba kaydedip belirli hesap dönemlerine bağlı kalmaksızın hesaplaşma yaptıklarından, bu ilişkiye TTK’ daki cari hesaba dair hükümleri uygulanmaz.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2017/19-1634 K. 2018/633 T. 28.3.2018 Tarihli kararında;

“6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 89. maddesine göre iki kişinin herhangi bir hukuki sebep veya ilişkiden doğan alacaklarını teker teker ve ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip bunları kalem kalem alacak ve borç şekline çevirerek hesabın kesilmesinden sonra çıkacak artan tutarı isteyebileceklerine dair sözleşme cari hesap sözleşmesi olarak tanımlanmıştır. Aynı maddede cari hesap sözleşmelerinin yazılı yapılmadıkça geçerli olmayacağı belirtilmiştir. Buna göre, taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadıkça TTK’ nın cari hesaba dair hükümleri uygulanamayacaktır.

Açık hesap ilişkisi ise önceki borçlar tahsil edilmemesine rağmen taraflar arasındaki ticari ilişkinin devam etmesi durumudur. Açık hesap ilişkisinde taraflar tek taraflı ya da karşılıklı olarak alacaklarını hesaba kaydedip belirli hesap dönemlerine bağlı kalmaksızın hesaplaşma yaptıklarından, bu ilişkiye TTK’ daki cari hesaba dair hükümleri uygulanamaz.”

Bu ayrım açıkça ortaya konmuştur.

Cari hesap, sürekli iş ilişkisi içinde olan taraflar arasında gerçekleşen ödeme ve takas işlemlerinin önüne geçen ve iş hayatında pratiklik sağlayan bir ödeme aracıdır.

  1. Cari Hesap Sözleşmesinin Tarafları

Cari hesap sözleşmesi, sadece tacirler arasında değil tacir olmayan kimseler arasında da imzalanabilir. Tacir olmayan kimseler arasında yapılan bu cari hesap sözleşmeleri de ticari iş sayılırlar.

  1. Cari Hesap Sözleşmesinin Şekli

Cari hesap sözleşmesinin mutlaka yazılı olarak yapılması gerekmektedir. Yazılı olma şartı, kanunun aradığı bir geçerlilik şartıdır.

  1. Cari Hesap Sözleşmesinin Konusu

Taraflar, aralarındaki her türlü ilişkiden doğan alacakların cari hesaba geçirilmesi yönünde anlaşabilirler. Kural olarak, cari hesaba, sözleşmenin yapılmasından sonra doğacak alacaklar geçirilir. Ancak taraflar, sözleşme yapılmadan önce doğmuş bir alacağın cari hesaba geçirilmesini de kabul edebilirler.

Cari hesaba genellikle para alacakları kaydedilir. Ancak, para dışındaki alacakların hesaba kaydedilmesinin önünde de bir engel yoktur.

Şarta bağlı alacakların da cari hesaba geçirilmesi mümkündür. Fakat, hesabın kapatılması aşamasında şartın gerçekleşmiş olması gereklidir. Eğer hesap kapatılırken şart gerçekleşmemişse, şarta bağlı alacak hesaptan çıkartılır.

Tahsil kabiliyeti bulunan kambiyo senetlerinin de hesaba geçirilmesi mümkündür. Ancak kambiyo senedinin bedeli tahsil edilemezse hesaptan kaydı silinir.

TTK’nın 93. maddesine göre; takas edilemeyen alacaklarla, belirli bir amaca harcanmak veya ayrıca emre hazır tutulmak üzere teslim olunan para ve mallardan doğan alacaklar cari hesaba geçirilemez.

  1. Cari Hesap Sözleşmesinin Süresi

Cari hesap sözleşmelerinin hem belirli süreli hem de belirsiz süreli yapılması mümkündür. Belirli süreli cari hesap sözleşmesi, sürenin sona ermesi ile; belirsiz süreli cari hesap sözleşmesi ise taraflardan birinin sözleşmeyi feshetmesi ile sona erer.

  1. Cari Hesap Sözleşmesinin Hükümleri

Türk Borçlar Kanunu’nun 134’üncü maddesiyle 143 üncü maddesinin ikinci fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere cari hesap sözleşmesinin hükümleri şunlardır:

  • Aksi kararlaştırılmadıkça, cari hesaba alacak veya borç kaydedilmesi, tarafların, alacağı veya borcu doğuran sözleşme veya işleme ilişkin dava ve savunma haklarını düşürmez. Sözleşme veya işlem iptal edilirse bunlardan kaynaklanan kalemler hesaptan çıkarılır.
  • Cari hesap sözleşmesinin yapılmasından önce doğmuş bulunan bir alacak, tarafların onayıyla cari hesaba kaydedilirse, aksi kararlaştırılmamışsa bu alacak yenilenmiş olmaz.
  • Bir ticari senedin cari hesaba kaydı, bedelinin alınmış olması hâlinde geçerli olmak şartıyla yapılmış sayılır.
  • Her hesap devresi sonunda alacak ve borcu oluşturan tutarlar birbirinden çıkarıldıktan sonra tanınan veya hükmen belirlenen bakiye, yeni hesap devresine ait bir kalem olmak üzere hesaba geçirilir; sözleşme sona ermiş veya artan tutar haczedilmiş ise onun ödenmesi gerekir.
  • Cari hesabın alacak sütununa yazılan tutarlar için, sözleşme veya ticari teamüller gereğince, kaydolundukları tarihten itibaren faiz işler.
  1. Cari Hesap Sözleşmesinde Hesap Devresi

Cari hesap sözleşmelerinde, çeşitli hesap devreleri vardır. Bu hesap devrelerinin sonunda ise hesap kapatılıp borç ve alacak kalemleri arasındaki fark tespit edilir. Ancak bu aşamada kimin alacaklı kimin borçlu olduğunun belirlendiğinden söz edilemez. Dolayısıyla; hesap devresi sonunda bakiyenin ödenmesi istenemez.

Ticaret Kanunu’na göre; hesap devresi hakkında sözleşme veya ticari teamül yoksa, her takvim yılının son günü taraflarca hesabın kapatılması günü olarak kabul edilmiş sayılır.

  1. Cari Hesap Sözleşmesinin İşleyişi

Cari hesap sözleşmesinin üç aşamalı bir işleyişin söz konusudur. İlk olarak alacakların hesaba geçirilmesi, sonrasında bu alacakların takası ve en nihayetinde ise bedelin tespiti ve kabulü aşaması gelmektedir. Bu aşamalardan kısaca bahsetmek gerekirse:

  • Hesaba Geçirme

Taraflar bu sözleşme ile karşılıklı olarak alacaklarını hesaba yazmayı kabul ederler. Bu hesaba yazılmanın en önemli sonucu ise; hesaba yazılan alacakların artık ayrıca talep ve dava edilmesi imkanının ortadan kalkması ve bu alacaklar hakkında artık zamanaşımının işlemeyecek olmasıdır.

  • Takas

Cari hesap sözleşmesi ile taraflar, hesaba geçirilen alacakların hesap devresi sonunda takas edilmesini kabul ederler. Bu kapsamda, cari hesaba geçirilmiş alacaklar, daha az olan tutarında sona erer.

  • Bakiyenin Tespiti ve Kabulü

Hesap devreleri sonunda, karşılıklı olarak alacakların takas edilmesi sonucunda bakiye tespit edilmiş olur. Bu tespit işleminin hukuki sonuç doğurabilmesi ise kabul edilmesi şartına bağlıdır.

Cari hesap kaydını tutan şirketler arasında cari hesabın kesilmesi, kapatılması veya karşılıklı teyit edilmesi aşamalarına hesap mutabakatıdenilmektedir. Şirketler hesap mutabakatı ile borç alacak durumunu tespit ederler. Bu hal uygulamada mutabakat mektubu ile gerçekleşmektedir.

TTK’nın 94. maddesine göre; tespit edilen bakiyeyi gösteren cetveli alan taraf, aldığı tarihten itibaren bir ay içinde, noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza içeren bir yazıyla itirazda bulunmamışsa, bakiyeyi kabul etmiş sayılır.

Mutabakat mektubu şayet şirket yetkili tarafından imzalanmış ise borç ikrarı olarak kabul edilip bu belge İİK md 68 normlarına uygun belgelerden kabul edilebilecektir. Ancak bu belge imza yetkilisi olmayan muhasebe departmanı tarafından imzalanmışsa İİK md 68 normlarına havi belge ve borç ikrarı olarak kabul edilemez. (Yargıtay 19. HD. 01.12.2005 T. 2005/1967 E. 2005/11954 K.)

  1. Cari Hesabın Sona Ermesi

Cari hesap sözleşmesinin hangi hallerde sona ereceği de yine Kanun’da düzenlenmiştir. Buna göre;

  • Belirli süreli cari hesap sözleşmelerinde, kararlaştırılan sürenin sona ermesi ile cari hesap sözleşmesi de sona erer.
  • Belirsiz süreli cari hesap sözleşmelerinde ise taraflardan birinin fesih ihbarında bulunması ile sözleşme sona erer.
  • Taraflardan birinin iflas etmesi halinde de cari hesap sözleşmesi sona erer.
  • Sözleşme süreli olup da taraflardan biri bu süre içinde ölür veya kısıtlanırsa her iki taraf ve kanuni temsilcileriyle halefleri on gün önceden haber vermek şartıyla cari hesap sözleşmesini feshedebilir.
  1. Cari Hesapta Zamanaşımı

Ticaret Kanunu’nun 101. maddesine göre; Cari hesabın tasfiyesine, kabul edilen veya mahkeme kararıyla saptanan artan tutara ya da faiz alacaklarına, hesap hata ve yanılmalarına, cari hesabın dışında tutulması gereken veya haksız olarak cari hesaba geçirilmiş olan kalemlere veya tekrarlanan kayıtlara ilişkin bulunan davalar, cari hesap sözleşmesinin sona ermesinden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrarlar.

Bu konu hakkında daha fazla bilgi için:

Av. Eyüp Kul
Av. Eyüp KulKurucu/Avukat
Av. Neşem Nazlı Aksoy
Av. Neşem Nazlı AksoyKıdemli Avukat